"abdullahkalkan.tr.gg"
  Rehberlik Hikayeleri
 

PROBLEM KİMDE?

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi Duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne  kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. 

"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma  tonuyla bir
şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra  20 adım; 
cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla"  O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi  uygulamaya  koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Cevap yok
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu  tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"  

Gene cevap yok 
Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş  "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"  Hala cevap yok 
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu  tekrarlamış
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"  Gene cevap alamamış  Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" 
"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"  

Hikayenin ana fikri: 
Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki 
kişilerde  olmayabilir.
Problemlerin sebebini iyi analiz etmeliyiz



 

KÖPRÜ KURMAKBir zamanlar yan yana çiftliklerde yaşayan 2 kardeş anlaşmazlığa düşerler.
40 yıl yan yana yaşayan, makineleri paylaşan ve iş bölümü yapan kardeşler
için  bu ciddi bir durumdur.

 

İşler gittikçe sarpa sardı ve sonunda karşılıklı kötü sözler sarf edilmeye başlandı ve nihayetinde haftalarca sessizlik takip etti.
 
Bir sabah John´un kapısı calindi. Kapıyı açınca John karşısında
alet kutusu ile bir marangoz buldu. Marangoz "bir kaç günlük iş arıyorum"
dedi. "Belki buralarda birkaç küçük işiniz vardır. Size yardim edebilir miyim?". 
"Evet" der büyük kardeş, "Senin için bir işim var.

Çiftlikteki çayın arkasına bak.
Orada komşum var ama aslında o küçük kardeşim.

Geçen hafta aramızda bir çayır vardı ama o buldozerini nehrin yönü değiştiren kapaklarını açtı ve sular bastı… çayırlar artık su doldu. 
Şimdi aramızda bir su birikintisi bir nehir (çay) var.
Bunu bana rağmen yapmış olabilir ama ben daha iyisini yapacağım.
Şurada gördüğün kereste yığını var ya, Senden bunlarla 2,5 metrelik bir çit inşa etmeni istiyorum. Böylece onun (kardeşimin) yerini görmek istemiyorum bu sayede onu görmeme gerek kalmayacak.
 
Marangoz, "Sanırım durumu anladım. Bana gerekli aletleri verin, sizi memnun
edecek bir is çıkartacağımı sanıyorum." der.
Büyük kardeşin araç gereç için kasabaya gitmesi gerekir ve malzemeyi getirdikten sonra günün geri kalan kısmında çiftlikten uzaklaşır.
Marangoz bütün gün ölçümler ve diğer işlerle uğraşır ve isini bitirir. John gelince gözleri açılır ve şaşkınlıktan ağzı acık kalır.
Ortada çit falan yoktur. Marangozun yaptığı bir köprüdür. Nehrin bir tarafından
diğer tarafına bir köprü. Ve nefis bir işçilik yapılmış bir köprü….

O da ne … John, komşu küçük kardeşinin kollarını açarak köprüden geldiğini görür.
 
"Sen ne iyi bir dostsun ki tüm yaptıklarıma rağmen bu köprüyü inşa ettin".
İki kardeş köprünün ortasında buluşur ve birbirlerinin elini tutarlar…
Arkalarına baktıklarında marangozun alet çantasını alıp gitmeye hazırlandığını görürler.
"Hayır, bekle!" Birkaç gün daha kal. Senin için pek çok projem var" der büyük kardeş.
 
"Kalmak isterdim" der marangoz…."ama inşa edecek daha çok köprüler var".

İşler gittikçe sarpa sardı ve sonunda karşılıklı kötü sözler sarf edilmeye başlandı ve nihayetinde haftalarca sessizlik takip etti.
 
Bir sabah John´un kapısı calindi. Kapıyı açınca John karşısında
alet kutusu ile bir marangoz buldu. Marangoz "bir kaç günlük iş arıyorum"
dedi. "Belki buralarda birkaç küçük işiniz vardır. Size yardim edebilir miyim?". 
"Evet" der büyük kardeş, "Senin için bir işim var.

Çiftlikteki çayın arkasına bak.
Orada komşum var ama aslında o küçük kardeşim.

Geçen hafta aramızda bir çayır vardı ama o buldozerini nehrin yönü değiştiren kapaklarını açtı ve sular bastı… çayırlar artık su doldu. 
Şimdi aramızda bir su birikintisi bir nehir (çay) var.
Bunu bana rağmen yapmış olabilir ama ben daha iyisini yapacağım.
Şurada gördüğün kereste yığını var ya, Senden bunlarla 2,5 metrelik bir çit inşa etmeni istiyorum. Böylece onun (kardeşimin) yerini görmek istemiyorum bu sayede onu görmeme gerek kalmayacak.
 
Marangoz, "Sanırım durumu anladım. Bana gerekli aletleri verin, sizi memnun
edecek bir is çıkartacağımı sanıyorum." der.
Büyük kardeşin araç gereç için kasabaya gitmesi gerekir ve malzemeyi getirdikten sonra günün geri kalan kısmında çiftlikten uzaklaşır.
Marangoz bütün gün ölçümler ve diğer işlerle uğraşır ve isini bitirir. John gelince gözleri açılır ve şaşkınlıktan ağzı acık kalır.
Ortada çit falan yoktur. Marangozun yaptığı bir köprüdür. Nehrin bir tarafından
diğer tarafına bir köprü. Ve nefis bir işçilik yapılmış bir köprü….

O da ne … John, komşu küçük kardeşinin kollarını açarak köprüden geldiğini görür.
 
"Sen ne iyi bir dostsun ki tüm yaptıklarıma rağmen bu köprüyü inşa ettin".
İki kardeş köprünün ortasında buluşur ve birbirlerinin elini tutarlar…
Arkalarına baktıklarında marangozun alet çantasını alıp gitmeye hazırlandığını görürler.
"Hayır, bekle!" Birkaç gün daha kal. Senin için pek çok projem var" der büyük kardeş.
 
"Kalmak isterdim" der marangoz…."ama inşa edecek daha çok köprüler var".

HİÇ HAYALİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI?
Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..

 
Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin
krokisini de çizdi.Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin
ayrıntılı planını da ekledi.
 Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı.
Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.
 "Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına çocuk..
 "Bu senin yasında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım.
Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman
imkansız" ve ekledi:
 "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."
 Çocuk evine döndü ve uzun düşündü. Babasına
danıştı.
 "Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatin için oldukça önemli bir seçim!."
 Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir
degisiklik yapmadan geri götürdü hocasına..
 "Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi.. "Ben de hayallerimi. ."



 

HİKAYE

           Çok çok eskiden yeşil bir vadinin içinde bir ırmak kıyısında kurulu bir koy varmış dünyada, taam dünyanın obur ucunda.

Çok eski dedik ya, o zamanlar gündüzleri pek güneşli geçermiş, yağmur yağmadıkça; geceleri hep yıldızlı olurmuş, bulutlar

olmadıkça. Koy sakinleri tarımla uğraşırlarmış, hayvanlar avlarlarmış uçsuz bucaksız arazilerinden, sularını kaynağı çok uzakta olan, köylerinin içinden gecen,ırmaktan alırlarmış. Köyde herkes birbirini sever, sayarmış.

Köyde bir tek kişinin kalbinde öyle büyük bir sevgi varmış ki bütün koyunkine bedelmiş; Dolgun’un Intera"ya olan aşkıymış bu.

Kız Dolgun’u bilir miste tanımazmış yakından. Dolun dayanamamış bir gün gitmiş kızın yanına. Sormuş Intera"ya onunla evlenip evlenmeyeceğini. Intera demiş ki Dolunca :

- "Evlenirim evlenmeye ama benim isteyenim çoktur, her gelen kişiden ayni şeyi ister benim babam. Ancak babamın bu isteğini yerine getiren benimle evlenir."

Dolun şaşmış.

- "Sensin benim kalbimim sahibi" diyerek başlamış sözüne "senin dileğin benim için bir emirdir, söyle isteğini hemen yapayım"

demiş askına. Intera demiş ki

- "Bir çiçek vardır yaprakları gümüşten tomurcukları elmastan, onu ister babam benle evlenecekten".

Dolun

- "Bekle beni" demiş Intera"ya, "hemen gidip getireyim o çiçeği ama nerededir yeri?"

Intera parmağıyla göstermiş akan ırmağı

- "İste bu ırmağın kaynağındadır der babam, kırk gün yürümek gerekirmiş oraya varmak için ama bir giden bir daha gelmedi

şimdiye dek çünkü oralar büyülüymüş derler, giden geri gelmezmiş çünkü buralardan çok daha güzelmiş oralar.

Dolun

- "Senden daha güzel ne olabilir ki bu dünyada" demiş Intera"ya "Döneceğim, o çiçekle, döneceğim çünkü seviyorum seni, çünkü sensiz anlamı olmaz benim için o güzelliğin".

Dolun çıkmış yola sonra. kırk gün yürümüş ırmağın yanından. Hep ne kadar sevdiğini duşunmuş Intera’ya yol boyunca. Tek

aklındaki Intera"ymis, tek amacı ise o çiçek. Kırkıncı gün kalkmış Dolun sabah erkenden, yüzünü yıkamış ırmaktan, anla miski

çok yaklaşmış kaynağına ırmağın suyun serinliğinden. Devam etmiş yoluna sonra. Biraz sonra varmış kaynağa, bütün yeşilliklerle çevrili bir gol varmış kaynakta, golün ortasında bir adacık, adacığın üstünde de o çiçek duruyormuş. Anlamış Intera"nin anlattığı çiçek olduğunu güzelliğinden. Yüzmeye başlamış adaya doğru hemen. Adaya çıkınca karsısında bir adam belirmiş Dolgun’un. Adam Doluna

- "Her gülün bir dikeni, koruyucusu, olduğu gibi bende bu çiçeğin koruyucusuyum, eğer almaya geldiysen ben, Savut, izin

vermem buna" demiş.

Dolun şaşkın ve de kararlı bir tonla

- "Ben o çiçeği alacağım sonra askıma kavuşacağım" demiş "Hiç bir şey beni kararımdan çeviremez".

- "O zaman beni biraz dinleyeceksin" demiş Savut "sana neden koparmaman gerektiğini anlatacağım, eğer hala ikna olmazsan

o zaman izin veririm almana". Dolun ikna olmuş ve çokmuş yoncaların üstüne, başlamış dinlemeye...

- "eğer bir şeyi çok fazla istersen ve engelin yoksa önünde onu alırsın, hayatta böyledir, insan engelleri asarsa yaşamına

devam edebilir. Bu çiçekte sadece yasam için bir şeyler yapacaksan engelleri kaldırır önünden çünkü onunda bir görevi var, bu çiçek sadece 28 gecede bir acar yapraklarını ve parlayan tohumlarını gole döker, bu sayede buradaki sular yükselir ve ırmaktan tasar gider zamanla. Bu ırmak sayesinde yasar bu doğadaki yeşillikler, insanlar, hayvanlar." demiş Savut.

Dolun başlamış düşünmeye, eğer çiçeği koparırsa kavuşacaktır sevdiğine ama kuruyacaktır ırmakları bunun yanında. Sonunda

çiçeğin basına çöker kalır Dolun. Gümüş yapraklarında kendini görür Dolun çiçeğin. yanında Intera vardır ama niye mutsuzdur

ikisice. Aslında kalbindeki tek endişeyi görür Dolun. Zaman geçtikce Dolgun’un düşünceleri yoğunlaşır kafasında.

Mutsuzluğunu düşünür, çiçeksiz Intera’sin bir yasam düşünür.

Koparamaz çiçeği günlerce. Dolun artık yasamaktan zevk almaz şekilde sadece askını düşünerek beklemeye baslar olacakları.

Bir gece çiçek tohumlarını bırakırken gole, bir tomurcukta Dolgun’un sertleşmiş kalbinin üstüne duşmuş, aniden Dolun kalbindeki askının büyüklüğü kadar kocaman bir tasa donmuş, tas o kadar büyükmüş ki dünyaya sığmamış gökyüzüne yükselmiş ve Dünya’yla dönmeye başlamış.

Böylece Ay olmuş Dolgun’un kalbi Dünya’ya. O günden sonra sadece 28 gecede bir göstermiş Dolun kalbinin tüm yüzünü,

askının bütün parıltısını diğerlerine; sadece o gecelerde aydınlatmış Dünya’yı, ayni çiçek gibi...


Type the title here

Type the text here

 
 
  Ziyaretçi Sayısı: 33918 visitorsZiyaret Etti!  
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol